**"Hakikati Tanımlamak Kimin Yetkisinde? "**

 **"Hakikati Tanımlamak Kimin Yetkisinde? "**


Bese Hozat 'ın “Önderliğin Alevilik üzerine yaptığı değerlendirmeler kesinlikle doğrudur. Kürt Alevi inancı Rea Heq inancıdır, temeli Zerdüşlüğe ve Neolitik toplumun kalıntılarına dayanıyor. Aslında Kürt Aleviliği bir bakıma doğa inancıdır, ekolojik bir inançtır..." diye bir açıklama yaptı. 


KCK Eş Başkanı Bese Hozat’ın “Alevilik doğa inancıdır, kökleri neolitiktir” minvalindeki bu ifadeleri, teorik olarak elbette tartışılabilir, bence doğrudur da. 


Aleviliğin Zerdüştlükle, doğayla, ritüel pratikleriyle ilişkisini konuşmak kimsenin aman aman itiraz edeceği bir şey de değil.


Ama mesele tam da şurada başlıyor dostlar. Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Bu tam da ; 


“ Her şeyi biz tarif ederiz.” anlayışıdır. Biz belirleriz. 


İnancı, halkı, tarihi; yaşayan öznelerinin yerine bir politik hareketin tanımlaması…


Bu, Ortadoğu’nun siyasal geleneğinde sık gördüğümüz bir “hakikati merkezden kurma” refleksinin yeni bir versiyonu.


Doğru bile olsa, başka öznelerin üzerini örten , onları yok sayan, herkesin temsilcisi olduğunu dayatan bir yaklaşım. 


Bu tutum yeni değil. Kürt hareketi, geçmişte kendi içindeki sosyalist damarlara da benzer bir mercekten bakmıştı.


1970–80’lerde Kawa, Ala Rızgari, Rizgari gibi sosyalist yapılar, hem ulusal hem sınıfsal bir perspektifle siyaset yürütürken, ulusal hareketin giderek tek merkezli söylemi bu çoğulluğu tekilleştirmişti. 


Bugün Alevilik konusunda gördüğümüz yaklaşımın bir başka versiyonu idi. Ama dil aynı idi ;


“Özne biziz, diğerleri türev.”


1990’lardan itibaren Alevilik de zaman zaman bu politik paketlemeye tabi tutuldu. “Kürt Aleviliği şudur” diye başlayan her cümle, bu inancın Anadolu’daki bin yıllık çeşitliliğini, ocak yapılarının özerkliğini, kendi tarihsel sürekliliğini daralttı.


Aynı refleksi Baas rejimleri Araplara, İran devleti Şiiliğe, Türkiye Cumhuriyeti “tek millet” ideolojisiyle tüm topluma uyguladı.


Şimdi  Kürt politik geleneği bunun daha “demokratik” versiyonunu deniyor.


Ama sonuç aynı yere çıkıyor:

Hakikatin tanımlama yetkisini merkezileştirmek.


Aleviliğin kökleri ister Zerdüştlüğe dayansın, ister neolitik izlere… Bugün yaşayan Alevi topluluklarının söz hakkı, ritüel özerkliği, tarihsel hafızası; hiçbir hareketin teorisine göre şekillenmez, şekillenmez. 


Kaldı ki Alevilik:


- Türkçe nefeslerle,

- Kürtçe deyişlerle,

- Arap Aleviliğinin kadim çizgisiyle,

- Bektaşi geleneğinin örgütlü yapısıyla


yan yana gelişmiş bir inanç örgüsüdür.


Bu çoğulluğu “tek açıklamaya” indirmek, siyasal mühendislikten başka bir şey değildir.


Bugün en temel soru şudur. 


Toplumun kendi sözünü söyleme hakkı mı belirleyici olacak, yoksa siyasal hareketlerin kimlikçi ideolojik  çerçevesi mi?


Alevilerin kendileri konuşmadan, ocaklar söz almadan, topluluk kendi tarihsel yolculuğunu tarif etmeden yapılmış her tanım, ister iyi niyetli olsun ister teorik açıdan sağlam görünsün, sonunda aynı kapıya çıkar. Özne merkezden belirlenir.


Oysa Alevi topluluklarının mücadele tarihi, tam tersini söyler. Zorla tanımlanmaya, bastırılmaya, asimilasyona karşı kendi yolunu kendisi açmış bir toplumsal örgütlenmeden bahsediyoruz.


Bugün de sorun aynıdır. İnancı kim tarif edecek?

Kimin hakikati geçerli sayılacak?


Bese Hozat’ın değerlendirmeleri doğru yanlar barındırabilir. Ama “doğru”nun kendisi değil, kimin söylediği ve kimin yerine söylediği siyaseti belirler.


Ortadoğu’nun bütün karanlık tarihleri bize şunu öğretti:


Bir halkın, bir inancın, bir kültürün hakikatini onun dışındaki bir özne tanımlamaya kalktığında, sonuç hep kayıp, kırılma ve meşruiyet erozyonu olur.


Kürt siyasi hareketi sınıfsal karekterini kaybettikçe baskın kimlik olarak Kürt ulusculuğunu öne çıkartıkça, gücü kendinde gördükçe merkeze kendini koyuyor. Belirleyen benim diyor. 


Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, hakikati tarif eden merkezler değil; çoğulluğu gerçekten tanıyan bir siyasal olgunluk. Ve bütün bu gerçekliğe sınıfsal bakabilmek. 


İşte o zaman hem Alevilik hem Kürt halkı hem de bu coğrafyanın diğer tüm ezilenleri kendi sözünü özgürce söyleyebilir.


Kürt hareketi kazanımlarını koruyacaksa bu dili değiştirmek zorundadır. 


Şöyle diyenler de olabilir, Kürtler bu günlere bu şekilde gelebildiler.

Yorumlar