**"Yeşil Enerji, Derin Sömürü"**
**"Yeşil Enerji, Derin Sömürü"**
Bir sabah uyandık ve dünyanın “yeşil” olduğunu hatırlattı kapitalizmin temsilcileri bize. Artık kirletmeyecektik, karbon ayak izimizi azaltacaktık, gezegeni kurtaracaktık.
Ama kimse bize şunu söylemedi: Bu yeni “yeşil çağın” damarlarından yine kan aktığını. Yine halkların kanının kapitalizmin vampirleri tarafından emileceğini.
Bu kez kanla birlikte lityum, kobalt ve grafit akıyor. Bu damarlardan. Geçmişte kömür, sonrasında petrol, şimdi ise sayıları 30 civarında olan nadir elementlerdi.
Daha geniş kapsamlı bir yazı için okumalar yapıyorum. Bu okumaları yaparken kısa kısa yazmak sonra bunları bir araya toplamak daha verimli oluyor. Hem de okuduklarımı daha da pekiştirmiş oluyorum.
Şu an Guillaume Pitron'un " Nadir Metaller Davaşı" kitabını okuyorum. Konu hakkında iyi bilgiler var. Okudukça da yazmaya çalışacağım bu yeni sermaye birikim dönemi ve yeni sömürü düzenini.
2023’te Avrupa Parlamentosu, 2035’ten itibaren satılacak araçların tamamının elektrikli olmasını kararlaştırdı.
Peki bu kadar pil, bu kadar metal nereden gelecek?
Bilim insanları diyor ki: Sadece elektrikli taşıtlar için bile dünyanın dört bir yanında 400’e yakın yeni maden ( 97 grafit , 74 lityum ,72 Nikel madeni) açılmak zorunda.
Evet, doğayı kurtaracağız diye doğayı daha çok kazacağız. Ve bu yeni madenlerin çoğu yine yoksul ülkelerin bağrında açılacak. Hatta açılıyor.
Batı, kendi toprağını “temiz” tutmak için maden çıkarmıyor. Ama üretimi Afrika’ya, Latin Amerika’ya, Asya’ya kaydırıyor. Oralarda işçiler zehir soluyor, sular kirleniyor, ormanlar yok oluyor.
Sonra Avrupa’daki vitrinlerde o madenlerle üretilmiş “çevreci otomobiller” parlıyor. Adına da “yeşil geçiş” diyorlar. Bu, çevrecilik değil; ekolojik emperyalizm.
“Temiz enerjiye geçiyoruz” söylemi, sermayenin yeni dini haline geldi. Her kriz, birikim düzeninin yeniden kurulma fırsatıdır ya, şimdi de yeşil enerji üzerinden yeni birikim alanları yaratılıyor.
Petrol çağının yerini madendolar çağı alıyor.
Enerji yine sermayenin elinde, doğa yine işçi sınıfının omzunda savunulmayı, kurtarılmayo bekliyor.
Marx, “kapitalizmin birikimi emeğin sömürüsüne dayanır” demişti. Bugün bu sömürüye doğa da katıldı.
Toprak, su, rüzgar, metal... hepsi üretim zincirinin sessiz köleleri oldular artık. Sermaye yalnızca işçinin artı emeğini değil, gezegenin artı enerjisini de gasp ediyor. Yeşil ekonomi, madenin içinden parlayan yeni bir kapitalizm biçimidir.
“Yeni petrol” diyorlar ona. Ama bu petrolün damarı Şili’de, Kongo’da, Endonezya’da. Her batarya bir çocuğun ellerinden geçiyor, her otomobilin altında bir göl kuruyor, bir dağ deliniyor. Yani “yeşil enerji”nin rengi aslında gri, metalin rengi.
Eğer enerji dönüşümü sınıfsal adaletle buluşmuyorsa, eğer doğayı korurken emeği ve halkları görmezden geliyorsak, bu devrim değildir.
Bu, yalnızca kapitalizmin yeni bir kamuflajıdır.
Bugün sermaye, karbonu değil; imajını temizliyor.
Oysa doğayı kurtarmanın yolu, madenleri çoğaltmakta değil, tüketimi azaltmakta ve üretimi toplumsallaştırmaktan geçiyor. Yoksa yeşil enerji, sadece beyaz yakalıların vicdanını temizler.
Ama toprağın, suyun, emeğin sömürüsünü değil.
Ve biz hâlâ soruyoruz: Enerji geçişinin karı ve maliyeti kimlerin sırtına yükleniyor?
Cevap açık: Kapitalizm, rengini değiştiriyor ama karakterini asla. Bizim rengimiz hep aynı, hep kızıl. Bize düşen hiç değişmiyor ; sömürü.
O zaman mücadeleye devam. Birleşerek, ortaklaştırarak, büyüterek.
Yorumlar
Yorum Gönder