**"Yeni Ortadoğu Projesi (YOP)"**

 **"Yeni Ortadoğu Projesi (YOP)"**


Bu yazı bir polemik yazısı olacak. Çünkü yıllardır ülkemizde ve Ortadoğu'da olup bitenleri hep bir proje üzerinden konuştuk ; BOP ( Büyük Ortadoğu Projesi) 


Şimdi bu projenin bittiğini veya artık boyutunun değiştiğini adının da değişme zamanı geldiğini söyledi ufkuna, siyasi aklına ve tecrübesine güvendiğim bir yoldaş abim, Gültekin Yucesan projenin adı YOP ( Yeni Ortadoğu Projesi) dir bana göre dedi. Ve bu konuyu yaşanan son gelişmeler, yeni enerji kaynakları, yeni tedarik yolları ve yeniden şekillenen Ortadoğu üzerinden konuştuk. 


Aslında söyledikleri yol açıcıydı. İki gündür bu konuda bir sürü yazı okumaya çalıştım ve okuduklarımdan süreci, gelinen noktayı yazmaya çalışacağım. 


Yapacağınız yorumlar yazıya katkı olacaktır. Başlayalım bakalım. 


Emperyalizm haritaları değiştiriyor, özünü değil.


2001’de ABD topraklarına yapılan saldırı, küresel sermayenin yeni bir dönüm noktasına çevrildi.

Washington, güvenlik söylemini “özgürlük ihracı” maskesiyle birleştirdi ve 2004’te G8’in Sea Island Zirvesinde “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”ni resmen ilan etti.


Resmi adı “Broader Middle East and North Africa Initiative” olan proje, “demokrasi, kadın hakları, iyi yönetişim” söylemleriyle pazarlansa da, özünde enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının denetimini yeniden paylaşma planıydı.


Aynı yıl NATO, “İstanbul İşbirliği Girişimi” (ICI) ile askeri ayağını kurdu. ABD Dışişleri’nin MEPI programı sivil toplum projeleriyle “yumuşak güç” hattını tamamladı.


Kısacası BOP, bir elinde fon defteri, öbür elinde savaş planıyla geldi.


2003 Irak işgali, bu “demokrasi”nin ilk sahası oldu.

Enerji hatları, limanlar, rafineriler hızla özelleştirildi.

Yüz binlerce işçi işsiz kaldı, ücretler çöktü.


Afganistan, “kadın özgürlüğü” ve “insan hakları” adına bombalandı. Bölgenin “yeni Ortadoğu”sunda özgürleşen tek şey sermaye hareketleriydi.


2006’da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Lübnan’da yüzlerce sivil ölürken “Yeni Ortadoğu’nun doğum sancıları” dedi.


O cümle, hem projenin ideolojik hem ahlaki çöküşünün simgesi oldu. BOP’un ilk bilançosu, Milyonlarca mülteci, paramparça kentler, yeraltı kaynaklarına çöken şirketler oldu. 


2004- 2009 arası, Türkiye’de iktidarın “BOP eşbaşkanıyız” çıkışı, emperyal planla uyumlu bir hizalanmaydı.


2009’da “BOP doğmadan öldü” denilse de, projenin altyapısı ;  askeri üsler, fon ağları, güvenlik işbirlikleri sessizce devam etti.


Bugün Türkiye artık “model ülke” değil, lojistik kavşak rolünde. Kafkasya’dan Balkanlar’a, Kıbrıs’tan Doğu Akdeniz’e kadar her yeni enerji ve nadir element rotası, Türkiye’nin coğrafi önemini yeniden tanımlıyor.


Ama bu önem, halk için refaha değil, çokuluslu sermaye için kara dönüyor. 


2010’da Tunus’ta başlayan, Kahire’ye, Trablus’a, Şam’a yayılan isyanlar, ilk bakışta BOP’un “demokrasi vaadini” hatırlattı. Ama bu kez sahneye çıkan halk, emperyalizmin değil yoksulluğun, işsizliğin ve yolsuzluğun karşısındaydı.


Fakat Batı medyası o enerjiyi kısa sürede yeniden paketledi: “Baharı” “müdahale lisansı”na dönüştürdü. Libya NATO tarafından bombalandı, Suriye iç savaşa sokuldu.


Arap halklarının ekmek isyanı, sermayenin yeni paylaşım masasına dönüştü. BOP öldü ama cenazesi emperyal silahlarla kaldırıldı. 


Artık yeni paylaşımın adı enerji dönüşümü.

Petrolün yerini lityum, nikel, kobalt, bor ve nadir elementler aldı.


Dünya yeni bir madencilik çağının eşiğinde.

Bu kaynakların yüzde 80’i Ortadoğu-Afrika-Asya hattında.


Yani savaşlar artık sadece enerji değil, teknoloji hammaddeleri için çıkıyor.


Türkiye’de Eskişehir-Kızılcaören rezervi, Dersim rezervleri, Balkanlarda Sırbistan ve Kıbrıs maden sahaları, Kafkaslar’da Gürcistan-Azerbaycan hattı…


Bunların hepsi “Yeni Ortadoğu Projesi”nin coğrafyasına dahil. Haritalar sessizce genişliyor; savaşlar, tedarik zincirleri ve boru hatları aynı dosyada birleşiyor.


“Yeni Ortadoğu Projesi” dediğimiz şey; zenginlerin daha fazla kazandığı, yoksulların daha fazla yerinden edildiği yeni bir sermaye paylaşımıdır.


Eskiden petrol için savaşılırdı, bugün lityum için “yeşil yatırım” adı altında doğa talan ediliyor.

Ad değişti, sömürü biçim değiştirdi. Çünkü artık mesele demokrasi değil, jeoekonomi.


Gazze Savaşı, Kızıldeniz tıkanması, OPEC+ kesintileri, IMEC koridoru, Balkanlar-Kafkaslar enerji hatları… Hepsi aynı küresel denklemin parçası, küresel tedarik zincirini kim yönetecek?


BOP’un siyasal hedefi yerini pazar, yatırım ve maden güvenliği hedeflerine bıraktı. Bölge artık askeri ve lojistik savaşlarının alanı. 


ABD, Çin, Rusya, AB ve bölge devletleri bu “yeni paylaşım haritası”nda pozisyon kapıyor.

BOP öldü; ama onun içeriği, ad değiştirerek yaşamaya devam ediyor. Bölgenin alanı genişliyor. 


Ne BOP’ta, ne de Yeni Ortadoğu’da emekçilerin, işçilerin çiftçilerin, işsiz gençlerin payı var.


İşgalciler gider, şirketler kalır. Adalet, demokrasi ve özgürlük lafları, maden ruhsatlarının dipnotlarında yok olur.


Bu toprakların gerçek sahipleri, o madenlerde çalışan işçiler, tarlada sabahlayan köylüler, bombalanan şehirlerde çocuklarını kaybeden yoksul halklardır.


Yeni Ortadoğu’nun haritasını onlar değil, sermayenin çıkar haritaları çiziyor. Ama haritalar değişir; halk direndiğinde, haritalar da halkın eline geçer.


BOP bitti; artık kimse o adı kullanmıyor. Ama sistemin özü, yani sömürü, paylaşım, kaynak denetimi aynı.


Şimdi yeni kavram “Yeni Ortadoğu Projesi.”

Fark şu, Demokrasi kılıfı yok, artık açıkça enerji, maden ve lojistik hesapları konuşuluyor.


Bu yeni dönemde halkların görevi, emperyal haritalara karşı dayanışma ağlarını güçlendirmektir.

Emekçiler için Ortadoğu, haritalarda değil; fabrikalarda, maden ocaklarında, tarlalarda yeniden çizilecektir.


BOP’a elveda, halklara merhaba.

Yeni Ortadoğu ancak halkın elinde, barış ve emek temelinde kurulabilir.


Yoksa Genişletilmiş Ortadoğu Projesi mi? 


Bu konu çok tartışma kaldırır.

Yorumlar