**"VİCDANIN KIRILGAN MASASI"**
İnsanoğlu kendince hep haklıdır. Çok az insan hatayı kendinde görme erdemliliğini veya paylaşmayı kabul eder. Bunu becerebiliyorsa yaşamında pek çok sorununu çözmüştür zaten.
Çok fazla duyarız etrafımızda " benim vicdanım rahat" . Bunu söyler işin içinden çıkarız. Bunu söylemekle aslında biraz da kendimizi kandırırız. Kendi suçumuzu hafifletiriz.
Düşünün, suç olduğunu, günah olduğunu bilen bir dindarın dua ile kendini, ruhunu temize çıkarması gibi.
Bu yüzden vicdan subjektif bir yaklaşımdır. Herkes kendi vicdanını kendisi oluşturur. Bu yüzden kimsenin vicdanına güvenemeyiz. Bu toplumsal vicdan bile olsa.
Bunu bir deneme ile anlatmaya çalışacağım. Belki herkes sonunda kendini sorgulayacak, belki yanlış düşünüyorsun diyecek. Göreceğiz.
**"VİCDANIN KIRILGAN MASASI"**
Aşk sürdüğü sürece dünya düzenlidir. İki insanın içindeki karmaşa bile aynı masanın üzerinde durur.
Sözler, bakışlar, sitemler… hepsi masanın üzerine konur ama hiçbir şey masayı devirecek kadar ağır değildir.
Çünkü aşkın olduğu yerde vicdan, iki kişilik çalışır.
Ve iki kişilik çalışan vicdan, insanın en adil halidir.
Aşkın ortak bir masası vardır. Aynı bardaktan içilen su, aynı geleceğe duyulan inanç, aynı acıya verilen omuz…
Bu birliktelik, bireysel vicdanı yumuşatır. İnsan sevdiğini incitmemek için kendi sert yanlarını törpüler.
Sözünü ölçer, öfkesini saklar, kalbini hizalar.
Sanki içimizde iki kişi için atan ortak bir kalp varmış gibi.
Ama o masa bir gün devrilir. Aşkın içindeki gündelik mucize biter. İki insan birden kendi yalnız vicdanlarına döner.
Ve işte tam o anda başlar büyük yanılsama.
Aşk bitince vicdan da ikiye ayrılır. Herkes kendi tarafına çekilir, kendi hikayesini haklı çıkarır, kendi acısını büyütür.
“Benim vicdanım rahat” cümlesi bir ilahi değil, bir savunma stratejisidir artık.Kendine şefkat gibi görünür ama gerçekte gerçeğin üzerini örten bir yumuşak yalandır.
İnsan kendi yaptığını göremez; çünkü görmek acı verir.İnsan kendi payını kabul edemez; çünkü kabul etmek, içteki büyük mühürleri kırar.
O yüzden bahaneler üretilir.
“Ben elimden geleni yaptım.”
“Suç bende değil.”
“O anlamadı.”
“O yordu.”
Hepsi aynı yerden beslenir. Benliğin kendini koruma içgüdüsünden.
Vicdan…
Ne kadar kutsal bir kelime gibi durur değil mi?
Sanki içeride şaşmaz bir pusula, bozulmaz bir ilke, evrensel bir adalet varmış gibi.
Oysa vicdan dediğimiz şey, yaşadıklarımızın, korkularımızın, inançlarımızın, kültürümüzün, çıkarlarımızın harmanlandığı öznel bir tortudur sadece.
Kimse saf bir vicdana sahip değildir; herkes kendi tortusuyla konuşur.
Aşk sürdüğü sürece bu tortular ortaklaşır. Empati büyür, anlayış çoğalır, kalp karşı taraf için fazladan çalışır.Sanki iki ayrı bedenin içinde tek bir adalet duygusu yanıyormuş gibi…
Ama aşk ölünce her şey tekrar dağılır.Vicdan artık iki kişilik değil, tek kişilik çalışır.Ve tek kişilik çalışan vicdan, insanın en zalim halidir; çünkü bütün suçu karşıya yükler, bütün masumiyeti kendine saklar.
Toplumsal vicdan da böyledir aslında.Kitleler de bir aşk gibi ortak yaşam sürdürürken adil görünür;
ama çıkar çatışınca her toplum kendi vicdanını yeniden bükmeye başlar.
Dinin, geleneğin, kültürün, sınıfın izleri belirir;
“doğru” dediğimiz şey bile coğrafyaya, tarihe, iktidara göre şekil değiştirir.
İşte bu yüzden hiçbir insan “ben tamamen haklıyım” diyemez.Diyorsa ya kendini kandırıyordur ya da vicdanını susturuyordur.Zaten insanın en karanlık yeteneği budur. Kendine bile yalan söyleyebilmek.
Peki ne yapacağız? Bu büyük aldatmacadan nasıl çıkacağız?
Cevabı yine insanın kendi kalbinde gizli. Vicdan, karşıdakini suçlamak için değil, kendine bakmak için çalıştığında anlam kazanır.
Aşk da ancak bu dürüstlükle yeniden kurulabilir.
Toplum da ancak böyle iyileşir.İnsan da ancak böyle insanlaşır.
Vicdan, doğuştan adil değildir; ama insan onu adil hale getirebilir.
Nasıl mı?
Kendine şunu sorarak. “Bu hikayede benim payım ne?”
Kim bu soruyu kendine dürüstçe soruyorsa,
onun vicdanı karanlıkta bile yol bulur.
Kim soramıyorsa, en büyük karanlık zaten onun içindedir.
işte bu sorunun aynası olsun. İnsan kendine bakmayı öğrenmeden kimseye adil davranamaz.
Aşk da, toplum da, dünya da bu yüzden yaralı.
Yaralarımızı iyileştirelim, vicdanlarımızı sorgulayalım. Mutlu olmak böyle daha kolay olacak.
Yoksa hayatta O kadar çok "keşkemiz" olacakki.
Hayat pişmanlıklarla dolu. Ve inanılmsz kısa. Siz bilirsiniz yine de.
Yorumlar
Yorum Gönder