**"Bir Devrimcinin Sıcağında Yanan Hayat"**
**"Bir Devrimcinin Sıcağında Yanan Hayat"**
Harun Karadeniz… Adı, Karadeniz’in hırçın dalgaları gibi, öfke ve umutla çarpar tarihin kıyılarına.
O, hayatını “okumak” ile “dönüştürmek” arasına sıkışmış bir öğrenciden çok daha fazlasıydı.
Yalnızca sınıf sıralarında değil, fabrika kapılarında, üniversite amfilerinde, meydanlarda, grevlerde ve direnişlerde vardı. Harun, devrimci olmayı romantik bir hayal değil, bedeli ağır bir görev olarak kavradı.
Harun, yoksul bir ailenin çocuğu olarak geldi bu dünyaya. İmkânsızlıkların içinden geçti, mühendislik okudu. Ancak o, hiçbir zaman yalnızca “kendi kurtuluşu” için mücadele etmedi.
Üniversitelerde parasız eğitim için, işçi sınıfının hakları için, emperyalizme karşı bağımsız bir ülke için ayağa kalktı. O yıllarda, devrimci gençlik “Yankee Go Home” derken, Harun da en önde yürüyenlerdendi.
12 Mart darbesinin karanlığında yakalandı, işkenceden geçirildi. O kirli hücrelerde, devletin zulmü değil sadece kanserde bedenini hedef aldı. Ama Harun, o yatağa zincirlenmiş bedeninde bile fikirlerinden bir adım geri atmadı.
Hastane odasında “Yaşamımdan Hatıralar”ı yazarken, aslında kendisini değil, bir kuşağın hikâyesini yazıyordu. Şu sözleri, hâlâ bir tokat gibi iner yüzümüze:
“İşçi sınıfı ve halk için mücadele etmeden geçen bir ömür, boşa geçmiş bir ömürdür.”
O, ölümü ensesinde hissederken bile, gençliğe şu öğüdü veriyordu:
“Bilginizi, emeğinizi, ömrünüzü halkın kurtuluş mücadelesine verin.”
Harun Karadeniz, 33 yaşında aramızdan ayrıldı. Bedeni gitti ama devrimci iradesi, gençlik hareketinin alnına kazındı. O, bize yalnızca korkusuz olmayı değil, korkuya rağmen yürümeyi öğretti.
Harun, şunu gösterdi: Devrimcilik, yaşamın uzunluğu ile değil, içindeki ateşin sıcaklığı ile ölçülür.
Bugün, sermayenin sofrasında kırıntı bekleyenlere karşı, meydanlarda hakkını arayan her işçi, her öğrenci, her kadın, Harun’un mirasını taşır.
Ve biz, onun sesini duyuyoruz:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
ve bir orman gibi kardeşçesine;
ancak mücadeleyle…”
Her birimiz Harun olmadan onlar yattıkları yerde huzur bulamayacaklar. Bu nasıl bir sorumluluktur anlayabiliyor musunuz?
Yorumlar
Yorum Gönder