**"Kum Saati ve Mektup"**
**"Kum Saati ve Mektup"**
Prag’ın arka sokaklarından birinde, içi tütün dumanıyla dolu ahşap bir birahane. Masalarda satranç oynayanlar, politik tartışmalara dalanlar…
Ve köşede bir masa. Üzerinde daktilo, yanına bırakılmış yarım bir bira. Karel Capek burada. Gülümsüyor beni görünce.
“Otursana,” diyor, “gelecekle ilgili konuşmaya başlıyoruz” o konuşuyor ben onun dünyasına anlattıklarına dalıp kayboluyorum.
Başka bir yerdeyim artık. O birahanenin dışında. O konuştukça kendimi bir kütüphanede buluyorum.
Rüzgâr, bir zamanın tozunu savurur gibi esiyordu o sabah. Güneş, yorgun bir ihtiyarın göz kapaklarını aralayışı kadar yavaş ve isteksiz doğmuştu.
Kahve kokusu, kütüphanenin rafları arasında yankılanıyor, eski kitapların arasına sıkışmış zaman kırıntılarını bir bir uyandırıyordu.
Masanın başında oturan yaşlı adam, ellerini parmaklarının ucundan başlayarak yazıya dönüştüren bir bilge gibiydi.
Sanki her kelime, teninden düşen birer kabuktu da yeniden doğuyordu mürekkebin ucunda.
Masanın ucunda, genç ve yorgun bir merakla oturuyordu. Avuç içlerine sinmiş kalem lekeleri vardı, ama kelimeler hâlâ ellerinin dilini çözememişti.
“Yazmak,” dedi adam, gözlüğünü burnunun ucuna iterek, “geleceğe bırakılmış bir vasiyettir. Ama senin derdin ne? Yazıyor musun?” diye sordu.
Başımı eğdim. Cevabım, dilime değil iç çekişime saklanmıştı.
“Yazıyorum… ama bazen neyi anlatmak istediğimi bile bilmiyorum.”
Adam güldü. Ama bu gülüş alaycı değildi; bir ağacın gövdesine yaslanmış, yılları saymayı bırakmış bir insanın sabırlı tebessümüydü.
“İşte o zaman doğru yoldasın,” dedi. “Çünkü anlamayanlar değil, arayanlar yazar. Ve bazen yazmak, anlamaktan daha hakikidir. Anlamak sınırlıdır; ama yazmak… o sonsuz bir hatıradır.”
Sonra masanın altından sararmış bir kâğıt çıkardı. Üzerinde, yıllar önce yazılmış ama hâlâ ıslak gibi duran bir not vardı. Bana uzattı.
“İnsan, hayal kuran bir makinedir. Ama iyi hayal kuranlar devrim yapar,” yazıyordu, altında titrek bir imza: Karel Capek.
Sen mektubu okurken rüzgâr pencereye vurdu; eski bir dost gibi değil, kapıyı çalan bir hatıra gibi. O an, anladım ki yazmak, kelimeleri sıralamak değil; zamanı tersine çevirmekti. Birinin susarak bıraktığı yere, başka birinin cümle kurarak dokunmasıydı.
Capek’in sözleri zihnime bir çivi gibi çakıldı: hayal kuran bir makine… Peki ya ben ? Hayal kuruyordum, evet, ama çoğu zaman bu hayallerin kenarına “gerçekleşmez” notu düşüyordum.
Halbuki yazmak, hayalin ete kemiğe bürünmesiydi. Ve belki de, gerçek sandığın şeylerden daha fazla iz bırakıyordu arkada.
Masadan kalktığımda gökyüzü mavi değildi, ama umuttu. Griydi belki ama gözlerimi kamaştıracak kadar canlıydı.
Sokaklar, kelime kelime yürüdüğüm bir paragrafa dönüşüyordu artık. Duvardaki çatlaklar bile bana bir şeyler fısıldıyor, çatlamış taşlar, kırık kaldırımlar beni yazmaya çağırıyordu.
Çünkü yazmak, yalnızca bir şey anlatmak değil, varoluşun yankısını kelimelere dökmekti.
Ve ben ilk defa, ne anlatmak istediğimi bilmediğim hâlde yazmanın hakikatine bu kadar yakındım.
Çünkü artık biliyordum:
Yazmak, bazen insanın kendine tuttuğu bir devrim feneridir.
Ve yazanlar, sadece cümle kurmaz… dünyayı yeniden kurar.
Bu Çekya'lı yazar Capek'in okuduğum ilk eseri " Robot" olmuştu . Robot kelimesini dünyaya armağan ettiği o oyunda, insanın hayal gücünün hem umut hem felaket olabileceğini görmüştüm.
Şimdi, o birahanede onunla yan yana otururken, fark ettim: Belki de o gün bir oyun değil, bir mektup okumuştum zamanı aşan bir yoldaşlığa yazılmış bir mektup…
Capek' te ne alaka diyebilirsiniz. Evet nereden çıktı şimdi? Orta Avrupa turuna çıkmış arkadaşların sosyal medyada Prag'dan fotoğraflarını görünce önce aklıma Kafka geldi, sonra 1900 lü yılların daha ilk yıllarında yazılan ve bugün "robot" kelimesinin isim babası geldi.
Çünkü o eserini yıllar önce okumuştum. Sadece onunla yazmak üzerine sohbet etmek istedim.
Neden başlık Kum saati ve Mektup diye düşünenler olacak. Herkes kendine göre bir anlam çıkartabilir buradan. Benim için Kum saati geçmişten bugüne dökülen kelimeleri, o sararmış kağıt ise aslında başkasına yazılan ama zaman içerisinde kendine ulaşan bir mektup benim için.
Yorumlar
Yorum Gönder