**"Kanlı Pazar: Secdeden Saraya, Emperyalizmin Kutsal Hizmetkarları"**
**"Kanlı Pazar: Secdeden Saraya, Emperyalizmin Kutsal Hizmetkarları"**
Hiç bir ay yoktur ki sosyalistlerin o aya ait göz yaşları olmasın. İşte bunlardan biri de Şubat'tır.
Şubat ayı soğuktur. Ama 16 Şubat 1969’un soğuğu, yalnızca hava koşullarından gelmiyordu. O gün İstanbul’un sokaklarında bir başka rüzgâr esiyordu.
Bir yanda emperyalizme karşı yürüyen, bağımsız bir Türkiye hayali kuran devrimciler… Diğer yanda, ellerinde taş, sopa ve bıçaklarla “Allahsız komünistlere” saldıranlar…
Ve tabii her zaman olduğu gibi, bir köşede sessizce izleyen, gerektiğinde yolu açan ve tarihi hep kazananların yazmasını isteyen "tarafsız" devlet…
İstanbul’da o gün 6. Filo'yu protesto eden solcuların, komünistlerin karşısına çıkanlar, yalnızca milliyetçi ve İslamcı milisler değildi. Onların arkasında, onları besleyen, onları yönlendiren büyük bir akıl vardı: Washington'daki efendileri ve Ankara'daki işbirlikçileri.
Ellerindeki taşlar, yalnızca devrimcilere değil, bağımsız Türkiye hayaline, halkın özgürlüğüne ve emeğin onuruna fırlatılıyordu. O taşlar bugünlerin yaratıcısıydı. Çünkü büyük patron bunu istiyordu.
Ve sonra... Kan aktı.
İki devrimci, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan, linç edilerek öldürüldü. Bağımsız Türkiye için yürüyenler, ABD için, emperyalizm için saf tutanların darbeleriyle yere düştü. Din adına atılan taşlar emperyalizmin içerdeki duvarlarını örüyordu.
Ama o gün hafızalara bir kare kazındı: Bazıları devrimcilerin kanına bulanmış taşlar taşırken, bazıları Dolmabahçe’de 6. Filo’nun gelişini kutsamak için secdeye varıyordu. Kutsal olan Amerikaydı ve onun temsilcisi 6. filo.
Evet, o gün emperyalizmin postallarına secde edenler, yıllar sonra saraylarda iktidarlarını kuracaklardı. O gün, "Allahsız komünistlere" karşı mücadele ettiklerini söyleyenler, daha o zaman emperyalizmin en sadık taşeronları olmayı kafaya, koymuşlardı, ülkeyi pazarlık masalarında satacaklardı ve bunu din ile milliyetçilik ile anlatacaklardı.
Bir zamanlar 6. Filo için dua edenler, yıllar sonra ABD üslerine kalkan olacaklardı. O gün "kâfir" diye saldıranlar, bugün emperyalizme "stratejik ortak", Trump'a dostum diyenler oldu.
O gün "Allah, din, iman" diye haykıranlar, bugün Pentagon’un emirleri doğrultusunda siyaset yapan adamlar haline geldi. Dün namaz kılanlar, bugün Saray’da ihalelere fetva veriyor.
Bugün iktidarda olanları düşünün. MTTB’nin, Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri’nin, sağcı çetelerin içinden çıkanları… O gün, devrimcilere taş atan çıraklar, bugün sermaye düzeninin ustaları oldu. Bazıları Cumhurbaşkanı oldu, bazıları bakan, milletvekili,bazıları büyük sermaye patronu.
O gün “komünistleri linç eden” kalabalık, yıllar sonra maden sahalarını, limanları, fabrikaları emperyalist şirketlere peşkeş çeken, ülkeyi parsel parsel satanlar oldu. 6. Filo'ya namaz kılanların çocukları, bugün Amerikan üslerini , onların çıkarlarını savunan adamlar oldular.
Bugün, o günün mirasını taşıyanlar hâlâ iktidarda. AKP-Saray rejimi, ABD’nin "Yeşil Kuşak" projesinin ürünüdür. O gün 6. Filo'ya sahip çıkan bu grıplar bugün ABD üslerinin garantörü haline geldi. Tarikatlar büyüdü, cemaatler iktidara ortak oldu, ülke bir avuç rantçının eline kaldı.
Ve şimdi muhalefet, her şeyi "laiklik ekseninde" çözmeye çalışıyor. Sanki mesele yalnızca laiklikmiş gibi... Sanki laiklik kazanılınca, işçiler sefalet ücretinden kurtulacakmış gibi... Sanki laik bir cumhuriyetle, tarikat yurtlarında çocuklar açlıktan ölmekten vazgeçecekmiş gibi... Elbette laiklik için mücadele önemlidir ama tek başına yeterli değildir.
Asıl mesele, kapitalizm ve emperyalizmdir. Laiklik, işçi sınıfı mücadelesinin bir parçasıdır, ama asla tek başına yeterli değildir. Eğer mücadeleyi yalnızca laikliğe sıkıştırırsak, emperyalizme, sermayeye ve sömürü düzenine dokunmadan "çağdaş" bir kölelik düzeni yaratırız. Derdimiz kölelikten kurtulmaktır.
Dün 6. Filo'ya namaz kılanlar, bugün Saray'da, belediyelerde, şirketlerde aynı duayı etmeye devam ediyor. Sadece kıbleleri biraz değişti: Artık ibadeti Saray’a, Pentagon’a, şirketlere yapıyorlar.
Emekçiler, köylüler, işçiler, gençler, kadınlar ancak kapitalizm yıkıldığında özgürlüğe kavuşabilir. Başka da kurtuluş yoktur.
O gün, 16 Şubat 1969’da, emperyalizme karşı yürüyenlerin anısına…
Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ın kanına...
Bağımsızlık için dövüşen, halk için kavga eden herkesin mücadelesine...
Bugün toplumsal mücadeleyi en geniş kesimlere yayma zamanıdır.
O namazın secdesi, asla unutulmayacak.
Ve biz, o secdeye karşı, işçi sınıfının onurunu yükselteceğiz. Bu kavgayı kazanacağız.
Birlikte mücadele ederek.
O gün ölenlerin ve bu kavgada ölen, öldürülenlerin anısına saygıyla...
Yorumlar
Yorum Gönder